Paylaştıkça Azalan Değerlerimiz Var
Sevgi, saygı, samimiyet… Ne yazık ki bunlar da tüketim çağının sessiz kurbanı oldular.
Eskiden biriyle sevincimizi paylaştığımızda, içten bir tebessümle karşılaşırdık. Bugün ise paylaştığımız her şey, bir kıyas yarışının parçası hâline geliyor. Sosyal medyada mutluluğu gösterdiğimizde gerçek hayatta yalnızlaşmamızın nedeni bu değil mi zaten? Çünkü artık çoğu insan, sizin sevincinize sevinmiyor. Aksine, kendi eksikliğini sizin ışığınızda fark edip gözlerini kaçırıyor.
Paylaştıkça azalan bir diğer şey de saygı. Bir fikri, bir inancı ya da bir yaşam biçimini dile getirdiğimizde, karşımızdakinden anlayış beklemek neredeyse lüks hâline geldi. Farklılıklarımızı kabul etmek yerine, onları susturmaya çalışıyoruz. Herkesin birbirine benzediği, farklı olanın dışlandığı bir dünya kurduk. Oysa saygı, bir toplumun en sessiz ama en güçlü direğidir.
Samimiyet de artık paylaştıkça eriyen değerlerden biri. İnsanlar arasında kurulan bağlar yüzeysel, ilişkiler çıkar odaklı, dostluklar takip sayısı kadar sağlam. Bir derdimizi anlattığımızda, içten bir dinleyene rastlamak zor. Çünkü çoğumuz sadece cevap vermek için dinliyor, gerçekten duymak için değil. Bu yüzden dertler içimizde büyüyor, yüzlerimizde sahte gülüşlerle saklanıyor.
Oysa biz bu dünyaya sadece tüketmeye değil, yaşatmaya da geldik. Değerlerimizi tüketmek yerine, onları korumalıydık. Çünkü bazı şeyler gerçekten paylaşınca çoğalır: umut, güven, merhamet… Ama bu değerleri paylaşmak için önce içimizde taşımalıyız.
Şimdi sormalıyız kendimize:
Biz hangi değerleri çoğaltıyoruz, hangilerini fark etmeden eksiltiyoruz?
Unutmayalım… Gerçek değerler; gösterilmek için değil, yaşatılmak için vardır.